Ana Sayfa  Sohbet  Şiir Gönder Hikaye Gönder   Sesli Şiirler  Arama İletişim

Menü

 Ana Sayfa
 Aşk Mesajlari
 Aşk Hikayeleri
 Aşk Resimleri
 Aşk Sözleri
 Aşk ve Sevgi
 Aşk Videoları
 Aşk Şarkılari
 Aşk Şiirleri
 Biyografi
 Cinsellik
 Dini Bilgiler
 Diziler
 Filmler
 Fıkralar
 Güzel Sözler
 Haberler
 Hikayeler
 ilahiler
 Kadinca
 Manken Resimleri
 Msn Messenger
 Oyunlar
 Programlar
 Resimler
 Rüya Tabirleri
 Sağlık
 Sesli Şiirler
 Sevişme Sahneleri
 Sms Sözleri
 Sohbet Odaları
 Videolar
 Yemek Tarifleri
 Yeni Albumler
 Önemli Bilgiler
 Önemli Linkler
 Şarkı Sözleri
 Şiirler
  İletişim

 Ahmet Galip

 RUMUZ :

Nick Yazip Sohbet 'Baglan' a tiklayin.. BaharimSin.com

Başlangıç Sayfam Yap Favorilerime Ekle

 

Okunma

4131


Ahmet Galip Yaşamı:

1968 yılında Sıvas'ta doğdu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü'nden 1995 yılında mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde master yapan A. Galip, aynı zaman da köy öğretmenliği yapıyor. İlk şiir kitabı "Müntehir Aşklar" adıyla Virtüel Yayınları tarafından Mayıs 2000'de yayımlandı.

Yazı ve şiirlerinin yayımlandığı bazı dergiler şunlar; E, Ütopiya, Uç, Kunduz Düşleri

Yapıtları:

Müntehir Aşklar, Ahmet Galip, Virtüel Yayınları, Mayıs 2000

Aşk

bir nevi ilm-i simyadır ki alimi yoktur

tecrübe edildikçe biriktirilen cahilliktir

"Müntehir Aşklar" adıyla Virtüel Yayınları tarafından yayımlanan üçüncü şiir kitabı ise E, Ütopiya, Uç gibi dergilerde yazı ve şiirlerine rastladığımız A. Galip'e ait. Yaşadığımız kaosta, depresif metropol söylemlerine itibar etmeden yaşanan gerçekliği, aşk potasından eriterek, kendisi için kurduğu dilin çatısı ile şiirler yazan A. Galip, "Müntehir Aşklar"da, şiirsel bir söyleme hakim olduğunu da ortaya koyuyor. A. Galip, bu ilk kitabında, şiirin salt bir güzel söz söyleme sanatı olmadığını gösteriyor. "Aşka kabil dil mi yok" diyerek, şiirsel bir aşk dili de oluşturmaya çalışan şair A. Galip, bu ilk kitabında gelecek vadeden şairlerden olduğunu gösteriyor.

ŞİİRLERİ
BİR GİZE UYANIŞ

Beyninde dolaşan sorulara 
Yanıt
Kalbinde çarpan aşklara
Kanıt
Değilse yaşadıkların
Hükmü tarihtir artık
Kanla yazacakların

UYANIŞ

I

Biliyorum
Üzerimde yükselen bu gökyüzü
Asırlardır bulutu ve yağmuru
Bağrında taşıyan bu gökyüzü
Sabırsız

Biliyorum
Üzerinde dolaşıtığım bu yeryüzü
Beni bağrına basacak olan bu toprak
Sessiz ve telaşsız yürüyüşümden
Rahatsız

Yer ve gök
Hava ve toprak
Nicedir bir insan kılığında yaşayan
Emsalsiz kayğısızlığıma
Misli görülmemiş bir ceza 
Biçecek

Kendimi
Gece ile gündüzün bitiştiği çizgiden
Gece ile gündüzün ayrıştığı çizgiye
Mahkum edişim
-umarım sanmıştım-
Yanılsamaydı
Şimdi apaçık bilinen günahım
Bütün mazeretlerimi unuttum
Zehrini emerek beslendiğim yalnızlıklar
Güneşten sakınarak gizlediğim gövdem adına
Bir yalın hakikat olarak
Yeniden doğuyorum sabır taşından

Aşklar ve acılar ağırlasın beni
Umutlar ve düşler
Döktüm gizimi
Tarihim kalmadı
Geri döndüm ve seçtim
Bu serüvende ben de varım
Yazgıma razıyım
Yatağını şaşıran ırmaktım belki
Gölgesini yitiren gezgin olmadım

II

-Kuyuya atılan bir taşın
Geri dönmeyecek yankısını bekleyerek
Harcanan ömür
Irmağın ve rüzğarın yabancısı
Dağların tedirginidir 
Ki ancak
Vadilerin ezberlenmiş kıvrımlarında
Ve asırlık sukunetlerde teselli bulur-

Dağların 
Irmakların sırrına eriştim
Sustum ve rüzğarın dilini öğrendim
Yanıtı gizlenmiş sorular sorandım hep
-Varolmak var kılmaksa eğer
Neden kanla sulanıyor toprak-
Neden diyordum
Neden 
Neden
Lanetlendim bu yüzden
Münkir sayıldım

Acılar ve çığlıklar çekti beni
Kanın izini sürdüm
Bir Karmat Dai'sinin
Şahmaran zehriyle efsunladığı yüreğime
Geceyi ve zulmü boğacak
Ateşten ve sudan
Bir gövde yarattım
Ve artık
Çeliği eriten direncim
Aşkı yeşerten inancımla
Tanınmak isterim

Çünkü ben
Gözbebeklerimdeki karanlığı yıkadım
Avuçlarımdaki çakıl taşlarına
Birer birer
Yeryüzünün bütün lanetlilerine
Nöker bildiklerime pay ettim
Tükenen sabrım 
Dinen öfkemle
Yaşamak ve yaşatmak hakkı için
Haykırdım 
Erdem isyanda saklıdır
Erdem isyanda saklıdır

III

Yoksul ve yoksun bırakılan da bendim
Bu yüzden lanetlenen de
Çünkü konuşmamak koşuluyla dilime
Görmemek kaydıyla gözlerime bağışlanmıştım
Çünkü sağduyumun ve sessizliğimin emrine uyup
Buyuranından başka dost
Görevimden başka iş edinmediğim için
Yaşamakla ödüllendirilmiştim

Acının hüznün ve yanlızlığın
Rengine boyanmış dört mevsimi
Kum tanelerinin telaşıyla yaşıyordum
Boynumda imal tarihim ve seri numaram
Elimde güneşten yararlanma iznim
Cebimde metal çadırlara manyetik kahırlara
Piramit desenli 
Giriş-çıkış kartlarımla
Kentin dokusuna uygun düşmeyeceğim
Semtlerden uzak durarak
Suratıma her bakanın
Normal bir antropoz olduğumdan kuşku duymayacağı
Sıradan sönük bir bakışı ısrarla taşıyarak
Bir sukunet halinde yaşıyordum

Yasakları çiğnemeden
Dengemi bozmayıp sıramı aksatmadan
Mazi hal ve istikbalde
Sukute davet makamlarla
Daralmış mekanlara resmedilecek gövdemi
Talimatlar eşliğinde
Tatbikat alanlarına taşıyordum

Zamanın
Parçalanan bünye
Dağılıp savrulan organlar
İnsanlığın
Çöküşe doğru kasri meyil devinimi
Kendine son arayan bir hikaye
Olduğuna şaşıyordum

İstilacı yanıtlardan müzdarip
Tahripkar beynimle
Yürekte sıkışan aşklar adına
Betonların örtemediği topraktan
Ve saçlarımı tarayan rüzgardan
Aldığım cesaretle
Nerede insan orada isyan çığlığıyla
Hükmedeni hükümsüz kılacak
Sorular çoğaltıyordum
-Bu beden ve bu ömür kime zimmetli
Kim için ve neden yaşamalıyım
Lutüf diye dayatılan bu zulmü-

IV

Gezgin oldum bir zaman
Çıplak ayak elde asa
Durdu duracak bir yürekle
Yollara vurdum kendimi
Dünyaya sırtımı dönüp
Araladım gecenin zifiri karanlığına açılan kapıyı
Yıldızları gözledim
Rüzgarı dinledim
Issızlığa gömülmüş ayışığıyla söyleştim
Son kez baktığım ceylanın
Gözlerinden şavkıyan lanetin
Hakettiğim günah olduğunu bilerek
Gölgemi dağlarda
Sesimi çağlayanlarda bıraktım
Her gece kendi okumla yaralanan yüreğime
Melhem olsun diye
Bulutlardan günışığı dilendim

Kuluk sıfatını haketmek için
Sırat belleyip
Yere serdim insanlığımı
Sürdüm azap diyarlarına kendimi
Kölelere karıştım
Kendimle yarıştım
Cefa çektim
Sefil oldum
Yargıç ben suçlu ben
Bir sırdaş gibi sarılıp hicrana
Gönüllü sürgün oldum
Ruhumu arındıracak nehir
Gövdemi gizleyecek bir şehir aradım

Hıçkırıklarımı çığlığa dönüştürecek
Sur diplerinde biriken ahaliyi umursamayıp
Suratıma kapanan kapıların sırrını anlamadan
Tapınaklar aradım
Putlar
İkonolar
Ayinler
Beynimde uğuldayan karanlık sözler
Sırtımda kabaran kırbaç izleriyle
Bir sığınak bulmak için harcadığım ömrümü
Mahşerin gizi sandığım
Vebalimle teselli ederdim

Zaman tükendi
Sura üflendi nefes
Yay gerildi
Hevesle donandı ok
Ricat hallerim müstesna
Tepeden tırnağa isyan menzilindeyim

V

Işığa yabancı
Renklere düşmandım
Varlığımdan tereddüt eder
Ruhumdan hicap duyardım
Bana kuçak açan bu dünyaya
Kapardım da gözlerimi
Kabirde çürüyecek bedenime
Lamekan cennetler bulabilmek için
Dara durur 
Çile çekerdim

Aah...
Benim takatsiz bahtım
Aah...
Mecalsiz kalbim
Sığındığım bütün tekkelerden
Edindiğim sabır taşları
Mürşid bildiğim şehlerden
Kuşandığım karanlık ayetler
Ne tesselli oldu
Azap dolu ömrüme
Ne sızılarımı dindirdi
Perde düştü
Gün vurdu
Kendimden bile sakladığım
Kabuk bağlamış yaralarım
Yeniden soyuldu


	A. Galip


HÜZÜN


YANKI

I

Silemediğim bir sırrı tarihin
Avuçlarımda bir damla civa
Anı ve yankı olarak kaldı bende

II

Anıların yankılanmayacağı
Sığınaklar aradım
Issızlıklar
Unutuluş
Göç ettiğim her mekana
Geç ulaştım
Tüten ocaklar
İzi belli çadır yerleri
Kurtulamadığım aynı döngü
Biriken ürperti
Cahhıraş çığlıklar

III

Bütün sırlarımı
Görünmez bir mürekkeple
Boynumdaki hamaylıya yazdım
Sanki yalnızca dilsizler
Bir sırrı saklarmış gibi
Dilimin ucunda biriken ürpertiyi kestim
Kül bastım yarama
Ve yeniden bir göçe dönüştüm

IV

Bana çöl sessizliğinin dilini
Sabrın alfabesini öğreten
Rüzgar tanrıçası
Boynumda koparıp hamaylımı
Kırık bir ok olarak veda etti

V

Gözlerinden dokunamıyorum sana
Göçmen kuşlar uçuyor gözlerinde
Gözlerinde ayrılıklar yankılanıyor
Ayrılık hüznü
Hüzün aşkı örtüyor

VI

Giden birinin ardından
Kırık bır ok atılmaz
Direndin
Vakit doldu ey kalbim

VII

Aah...






	A. Galip

ÖFKE I Damla damla eridim Hüzne biriktim Karardı aydınlık sözler Aydınlık yüzler Yığılıyor Öfke kin kaygı Ne gelecek günler bir müjde saklıyor Ne bir ilerleme halindeyiz Hep bir kılıç üzerinde Hep çapraz ateşlerdeyiz II Kardeşlik denilen bir oyunda Yaprak yaprak soyuldum Pay edildim Parçanın bütüne üstünlüğü gibi Taş katılığında bir yalana döndüm Dalga dalga yayıldım Söylendim dilden dile Bulut oldum Yağdım Bir toz kalmadı benden sanıldı Yalnız bir giz sakladım kendime Gözde ışık Dizde fer Patladı patlayacak bir öfkenin Hem ilk hem son haliyim III Öfke patladı Cam kırıldı Kesildi arter Yufka bir yüreğin sonudur bu denildi Ne çabuk unutuldu oysa Kesile biçile insanlaştığım Normal birey kimliğim Yalıtılmış hicran Ve nevroz Yani kuşku götürmez varlığım O ince O uygar halim IV Bağıra çağıra Bir çağ daha devriliyor Çığ gibi büyüttüğü suçunu bana yükleyerek Silinerek anılardan Bir enkaza dönüşen bana Hayatla ölümün Düşle ideailin Bir intiharla paylaştığı bana Yani parça parça Öfkeye sürüklenen bana V Sıyrıldım bütün kozmik düşlerden Tabiatıma döndüm Hiç bir korkum kalmadı Tabii afetlerden Yalnızca kendim için Şiire sakladım intihar lüksünü Asıl burjuva dayatmalar Ve cinayet fikri çıldırtıyor beni A. Galip YAKARIŞ
Çağlar boyunca acıya ve sevince
Şahitlik eden bu nehir
Enki'nin bereketiyle döllediği Dicle
Bana bir yankı olsun diye
Destanımı sunsun diye kendi dilince
Adının yazıldığı bütün tapınaklara kurbanlar adadım
İnkara gelinmez atalarıma layık olabilmek için
Dağlara mecbur ayaklarımla
Söz yorgunu dillerimle geldim sana
Diz çöküp günlerce yakardım
Sordum ve bekledim
Sen ki
Yeşertensin çoğaltansın çöle can katansın
Koruyansın saklayansın
Tarihsin
Tarihim kadar eskisin
Yoksayılmam Marduk'un da reddi değil mi
Ma'yı vebale İştar'ı günaha koymak reva mı
Boğulmasın sesim duy
Zerdüşt'e Yezdan'a ulaştır çığlığımı
Emeği berhava nasibi kıtlardan eyleme
Al beni eriştir sırrına bahtlı kıl
Mazi sende biriksin
Sende yunsun gölgesi köleliğin
Bedele razı göreve hazırım
Yetsin sukutuna esir olduğum
Ölme beni
Zincire vur çekicini
Zulme vur


	A. Galip


ZAMAN

Akışı olmayan bir göl sanıp
Her sabah serin dokunuşlarına uyandığım
Z  a  m  a  n
Sana dur demeyeceğim

Parça parça değiştirdin
Yollara
Yıllara böldün beni
Seni sesleniyorum
E  e  y     z  a  m  a  n
Belleğimde biriken anıları
Tarihle kirletmeyeceğim

Gövdemde
Paslı hançerlerin açtığı yaralarla
Beni bu yolayrımına bıraktın diye
Yüreğime sapladığın dikenden
Kanımı emerek
Sahte bir cennet yarattın diye
Hançeremi yırtan çığlığa sarılarak
Ölmeyeceğim
A. Galip


 

Bookmark and Share

 

Başlangıç Sayfam Yap Favorilerime Ekle


  Yorumlar

 
Duygusal Resimler


Ahmet Galip


Şair Ahmet Hicri İzgören


Nasrettin Hoca Fıkraları


Ağız kokusu


Omegle tr


Milli Eğitim Bakanlığına Şikayet Dilekçesi


Turkcell Avea Vodafone Gizli Numara Engelleme


Notebook Touchpad İptal Etme


Bengünün makyajsız hali


   Aşk Hikayeleri | Aşk Mesajlari | Aşk Sözleri | Aşk Ve Sevgi | Aşk Şarkıları | Aşk Şiirleri | Cinsellik  | Dini Bilgiler  | Kadinca Duygusal Aşk Hikayeleri | Sesli Şiirler  | Sohbet Odalari  | Videolu Şiirler  | Diziler |  Filmler |  Fıkralar |  Güzel Sözler |  Haberler |  Hikayeler |  Msn Messenger |  Oyunlar |  Programlar |  Resimler |  Rüya Tabirleri |  Sağlık |  Videolar |  Yemek Tarifleri |  Şarkı Sözleri |  Şiirler |  Önemli Linkler  | İlahiler  | E - Kartlar  | Sitemap  | Google Sitemap  | Web Stats Gizlilik Politikasi Baharimsin.Com Google.Com.Tr ' De Aşk Şiirleri, Aşk Hikayeleri, Aşk Sözleri, Aşk Mesajlari, Güzel Sözler, Sesli Şiirler, Şiirler, En Güzel Aşk Sözleri Gibi Kelimelerde Öncülük Etmektedir. Yayın İlkeleri ve Kullanım Şartları Baharimsin.com Tüm yazilarini kaynak göstererek yayımlanmaktadır. Daha fazla bilgi için lütfen yayın ilkeleri ve kullanım şartları linkini tıklayıp okuyunuz. chat kanalıaşk şiirleri ..