SERSERİ
bir serseri tanıdım
seviyorum diyordu
sevinçten gözleri doluyordu
bir gün sevdiği kızdan ayrıldı
çılgına döndü.
çıplak ayakla sahile doğru koştu
ve bir anda gözden kayboldu
sabah cansız cesedi
balıkçıların ağına takılmıştı
avucu sımsıkıydı
balıkçılar avucunu açtığında
”BİRDAHA ASLA SEVMEYECEĞİM”
yazıyordu…
İBRAHİM GÜZEL
************************************************
SENİ SEVSEYDİM
Mevsimler yaşlanmayacaktı Akıp ardı sıra, O insan ırmağına Yalın ayak yürür, Ağlardık…
Seni sevmeseydi bu yürek, Umuda, Umutsuzluğa dar gelecekti, Şehirler ve gökyüzü… Seni sevmeseydi, Bu yürek, Yıldızlar olurdu, Karanlığın gölgesi…
Seni sevmeseydi bu yürek, Kesik başlı bir asker gibi çırpınırdı ruhum. Bir söz girerdi alfabeme, Susmuş ve utanılası… Bense Gerçeğin ya da bir kızın, Talan edilmiş göğsü olurdum…
Seni sevmese bu yürek, Hangi mehtabın koynuna, Hangi yakarışa sığar ki gece! Kedileri ve serserileri ölür, Sokakları çalınmış şehrin.
Seni sevmeseydi bu yürek Ben o şehir olurdum…
Zeynel Abidin
************************************************
SERSERİ AKŞAMLARİM
pusuda bekler gecenin sessiz çığlıklarında gönlüm çırpınan bu sevdanın amansız son dakikalarını sayarım kim bilebilir bu deli duruşumun beslediklerini bilemezler ne denli masunda olsa beklentilerimiz bir sevda türküsü çınlar kulaklarımda yokeder kahpeliği son nefesinde bile gönlümüzün bu kadar serseri olmasını kabullenemez yalancı aşkları kaç zaman geçti bulamam izini kaç yıl oldu silmedim sonu olmayan bu aşkı yıllara meydan okudu yıkık beynim ben seni sevmeyi sevdim bu serseri akşamlarda boş yere yeke konmadı adımızboş yere susmadı çığlıklarımız
************************************************
AŞIK DEDİĞİN BÖYLE OLUR
Kavuşacağımız günü iple çekiyorum Sarılıp boynuna seni sevdiğimi Bir kez daha söylemek istiyorum
Artık ne yazsam da ne söylesem de Hepsi boş Şu hayat denilen oyunda Beklide başrol oyuncususun benim için
Yapraklar düşerken senden habersiz Yüreğim ise kan ağlıyordu Kırılan bu kalbin ustası Yine bugün de yanımda yoktu
Ağlarsam sakın üzgün gözlerle Bakmayın ne olursunuz yüzüme Sevgilimin özlemi vardır Şu garip gönlümde
Çığlıklar kopar onsuz bu yerlerde Sevgisi vardır yüreğimde Yanaşmayın ne olursunuz ona Benim yokluğumda Hala yüreğimde hasreti vardır
Susarım bazen konuşamam İnce bir çizgi üzerinde yola devam ederken Sensizlik önümü böylesine kapatırken Söylesene yar benim için gözünün Dolduğu bi an oldu mu? Hiç
Ağır gelir taşıyamam sevgini Gururum elimden kayır giderken Son bir defa bak ne olursun Sana âşık olan bu serseriye
Akşamları ben gelirsem aklına Benim için o an of çekmeyi sakın unutma
Seni seviyormuşum meğer Şu sevda kurşununa vurulunca Ben mecnun olamam dağları deleyim Uğrunda sadece canımı vereyim
Buğulu gecelerin içinde Kör karanlık odasında Elimde senin resmin varken Dağlar duman olmuş Ağlar bir köşede Beni çaresiz görünce
Bana aldığın yeşil kazağa Giymeye bile kıyamadım Resmine şöyle bi dönüp de bakamadım
Âşık dediğin işte böyle olur Cümle âlem bilsin Erhan’ın aşkı artık Gamze yanaklı yâri olur
Seni çok ama çok seviyorum sevgilim benim
************************************************
ASİ KİZDAN SERSERİSİNE
Rüzgarın estiği yöne doğru yürüyorum içim sıkılmış seni düşünmekten
güvercinler senden haber getirsin diye bekliyorum
hiç bişey teselli etmiyor beni gözlerim
seninle gezdiğimiz sokaklara bakar
adımını bastığın kaldırımlara tapar bu asi rüzgar
sen günahkardın ben isyankar iki birleşen bi yürektik
şimdi ise yollara bakarak tükendik
acıyor içim tutamıyorum gözyaşlarımı
of serserim nerdesin nerde
bak bu asi kız hala seni düşlemekte!…
neslihan
************************************************
SERSERİNİN ÖLÜMÜ
İki üç gece kuşu ötüşürken derinde, Hayaletler uçuştu bu yangın yerlerinde. Gölge gibi yokluğa karıştı yanık evler Bacalar gökyüzüne uzanan iri devler Gibi yumruklarını karanlıklara sıktı… Gece ümitsizsizlerin kalbinden karanlıktı.
Bir silâhın alevi yırttı bu karanlığı, Görüldü bir vücudun yerinde sallandığı… Uzakta kaybolurken hızlı koşan adımlar, Kucakladı kanlı bir vücudu kaldırımlar…
Bir kurşunla yerlere yıkılan bir serseri Kazıyor tekmeliyor ayaklarıyla yeri… Gemi halatı gibi kolları geriliyor; Vücudu yılan gibi kıvrılıp seriliyor… Ölümün korkusudur şimdi beynini yakan. Bir ıstırap nehridir ağzından dökülen kan. Gözleri deli gibi fırlamış çanağından; Yaşlar yuvarlanıyor ateşli yanağından… Dalga dalga kan olmuş mor çiçekli mintanı, Göğüsünü parçalayıp çıkmak istiyor canı… Istırap korku hüzün gözlerinde birikmiş, Sönük nazarlarını sabit bir yere dikmiş. O gözler bazan her şey bazan da buzlu bir cam…
Renksiz dudaklarını araladı: -Ah anam! .. Acı bir hırıltıyla parçalandı gıtlağı; Ecel çözdü hayatla arasındaki bağı. Çenesi yana düştü gözünün feri söndü, Vücudundaki en son hayat eseri söndü… Halbuki bir zamanlar bu da kabadayı imiş, Bu da adam öldürmüş bu da canlara kıymış; Günahının tokadı onu da yere serdi: Kuduz köpek gibi sokaklarda geberdi…
Sabahattin Ali
|